Dünyaca ünlü psikanalist Rollo May bu kitabında, kayıtsızlığın hakim olduğu şizoid dünyamızda, içi boşaltıp anlamsızlaştırılan bu iki kavramı; aşk ve iradenin gerçek anlamlarını, kaynaklarını ve birbiriyle ilişkisini ortaya koyuyor.
"Günümüzde aşk ve iradeye dair en çarpıcı nokta, geçmişte yaşamın çıkmazlarına bir çözüm olarak görülmelerine karşın, bu kavramların şimdi bizzat sorun haline gelmiş olmalarıdır. Geçmişte kendimizi yönlendirdiğimiz eski mitler ve simgeler yok artık; kaygı kol gezmekte ve biz, birbirimize sıkıca sarılıp, hissettiklerimizin aşk olduğuna kendimizi ikna etmeye çalışıyoruz. İrademizi kullanmıyoruz çünkü bir şeyi veya kişiyi seçersek diğerini kaybedeceğimizden korkuyoruz ve kendimizi şansımızı deneyemeyecek kadar güvensiz hissediyoruz. Birey içe dönmeye zorlanmaktadır; kimlik sorununun yeni bir biçimine saplanıp kalmıştır: Kim-olduğumu-bilsem-bile-bir-önemim-yok." (Kitaptan)
Psikanaliz ve Feminizme ayrılmış bu panelde Freud ve Kadınlık, ya da Freud ve Kadınlar başlığı biraz şaşırtıcı gözükebilir. Feminist söylemde, haklı olarak, Freud’un kadın psikolojisine erkeksi bir bakış açısından, erkeksi bir cinsellikten hareket ederek yaklaştığı vurgulanmaktadır. Örneğin Freud’un ünlü fallik kuramı erkeği merkez almakla eleştirilir. Kız çocuğunun kendi cinsiyetine has dürtüsel hareketleri hep erkekteki penise göre, bir penisin yokluğu dolayımıyla anlamlandırılması, yani olumsuz bir yerden hareket edişi kadını yok sayan bir bakış açısı olarak değerlendirilir. Çocuğu sosyalize eden, bizim jargonumuzla kastre eden, yani iğdiş eden babadır, anneye sanki söz düşmez gibidir. İğdiş olma korkusunu yaşayan erkek çocuktur, oysa kız çocuğunun, ki o zaten doğuştan iğdiş olmuştur, sanki korkacağı bir şey kalmamıştır... Freud’un kuramı bu kadar erkek merkeziyetçi ise, o zaman neden Freud ve Kadınlık gibi bir konu burada ele alınmaktadır diye sorulabilir? Freud kuramında kadına ve kadının bedenine bu kadar az ilgi göstermişse bu başlık biraz eğreti düşmüyor mu diye haklı olarak sorulabilir?
Amacım tüm bu kuramları yeniden ele alıp Freud’un erkeksi bakış açısını değerlendirmek değil, tam aksine, çok ender vurgulanan bir sey olan Freud’un kadınlarla, özellikle de ilk kadın hastalarıyla kurduğu özdeşleşme ve idealizasyon nitelikli ilişkisinden hareketle psikanalizi keşfetmesini ve yaratıcı hareketinin temelindeki kadınsı öğeleri ele almak olacak.