Öz-farkındalık büyük bir armağan, hayat kadar değerli bir hazinedir. Bizi insan yapan şeydir. Ama bedeli de çok ağırdır - ölümlülük yarası. Varoluşumuz, büyüyüp gelişeceğimiz ve kaçınılmaz bir şekilde ölüp yok olacağımız bilgisiyle gölgelenir. Ölümlülük düşüncesi tarihin başından beri peşimizi bırakmaz. Dört bin yıl önce Babil kahramanı Gılgamış, arkadaşı Enkidu'nun ölümü üzerine yukarıda alıntıladığım sözleri söylemiştir: "Sen artık karanlıklar içindesin ve beni duyamaz oldun. Ben de öldüğümde Enkidu gibi olmayacak mıyım? Yüreğim umutsuzluk içinde. Ölümden korkuyorum."
Gılgamış hepimiz adına konuşuyor. Onun ölümden korktuğu gibi hepimiz korkarız - her erkek, kadın ve çocuk ölümden korkar. Bazılarımız için ölüm korkusu genelleşmiş bir huzursuzluk şeklinde dolaylı olarak kendini gösterir ya da başka bir psikolojik bozukluk kılığına girer; bazılarımız ölümle ilgili açık ve bilinçli bir anksiyete yaşarken, bazılarımız için ölüm korkusu bütün mutluluk ve sevinci engelleyen bir dehşet haline gelir..." Son derece kişisel olan bu kitabını Irvin D. Yalom, ölüm korkusuyla verdiği mücadele sırasında öğrendiklerinden yola çıkarak hazırlamış.
Ölümle siz yüzleştiniz mi? Irvin D. Yalom okuyucularına ölümle korkmadan yüzleşmenin yollarını hastalarıyla seanslarında edindiği deneyimler yardımıyla biz okuyucularına aktarıyor.
Psychoanalysis emerged 100 years ago as a treatment for the neuroses. Neuroses were defined as 'functional' disorders of the nervous system, in which no perceptible abnormality could be found in the brain. The prevailing view (held by Freud's teacher, Charcot, for example) was that the physical causes of neurotic illness would yield eventually to advances in scientific technology.
Freud, however, based psychoanalysis on the observation that neurotic symptoms violated the established laws of functional anatomy; neurotic symptoms simply did not make sense from the physical viewpoint. By contrast, when one took seriously the personal viewpoint of the patient, and reconstructed the emotional history of the illness, then the symptoms did make sense. For example, although the abnormal sensation on one side of an hysterical patient's face did not conform to somatosensory neuroanatomy (and therefore could not be attributed to imperceptible anatomical changes), it did make sense subjectively: the symptoms first appeared when the patient was slapped in the face under humiliating circumstances, for reasons about which she still felt intense guilt and shame. In short, Freud observed that the essential nature of neurotic symptoms needed to be described in subjective (psychological) terms,- using concepts like remembering and feeling rather than objective (anatomical) ones.