İnsanın varoluşundaki acıyı anlıyorum, ama acı çekmenin, hayattan vazgeçmeyi gerektirecek kadar da bizi sarıp sarmalayan bir şey olduğunu sanmıyorum. Hayatlarını dolu dolu yaşamış oldukları duygusunu taşıyan, potansiyellerini ve yazgılarını gerçekleştirmiş olan kişiler, ölümle karşılaşınca daha az paniğe kapılıyorlar. Ben, Kazancakis'in en önemli eseri "Odysseia"da verdiği öğüdü çok severim. Hayatla ilgili öğüdü şudur: "Yanıp kül olmuş bir şatodan başka şey bırakmayın ölüme."Hayatımız için hiç de fena bir yol gösterici değil bu - ve tabii terapi çalışmalarımız için de. Din ve Psikiyatri, bütün dünyada milyonlarca okurun sevgisini kazanan Irvin D. Yalom'dan hayatın temel gayesini ve insanoğlunun baş etmek zorunda kaldığı kaygıları sorgulayan aydınlatıcı bir metn. Okurunu bir kez daha "Neden varım?" sorusuyla karşı karşıya getiren derinlikli bir sohbet.
Birbirlerini iten ve karşılıklı olarak biçimsizleştiren bağdaşmaz dünyalar arasındaki çatlağa düşmüşüz.
Daryush Shayegan
Yarılmış bir gerçekliğin içinde yaşıyoruz. Zamansal, mekansal, kültürel, duygusal, zihinsel ve sınıfsal bir yarılma söz konusu olan. Birbirine değmeyen, teğet geçen iki ayrı, uzlaşmaz gerçekliği deneyimliyoruz. Birbirine tercüme edilemez iki gerçeklik: varsıllık ve yoksul(/n)luk, merkez ve periferi, haz ve acı. Laing benliğin yarılmasından bahseder; deneyimi yarılmış olan bireyden. Bizlerse deneyimi yarılmış bir evrende yaşıyoruz.
Varolana uyum bu yarılmayı kabullenmeyi, içselleştirmeyi ve zihinsel olarak normalleştirmeyi gereksinir. Yoksa birey her an “farkında” olarak varolamaz. Zihin aynen organizma gibi varolabilmek için uyum göstermek zorundadır. Bu kabulleniş içine doğduğumuz ve içinde varolduğumuz bu “çılgınlığın” akılcılaştırılması sürecidir. Bu kabullenişe göre “Varolan aslolandır” ve tarihin sonunu müjdeleyecek kadar da trajiktir.