Mahabharata'da sorulur: "Dünyadaki en mucizevi şey nedir?" Yanıt çevresindeki insanların birer birer öldüğünü görmesine rağmen hiç kimsenin kendisinin öleceğine inanmaması olur.
Yalom'a da çok ilham vermiş bir İtalyan atasözünde ise şöyle denir: "Oyun bittiğinde, oyun nasıl biterse bitsin bütün taşlar aynı kutuya konur."
İşte bu iki anlayış arasında yapacağımız tercih, o kısacık hayatlarımızı nasıl yaşayacağımızı belirliyor. Yalom son dönem eserlerinde yaptığı gibi kendisince bu iki anlayışı uzlaştırmaya çalışıyor. Yalom'a göre ölümü inkâr etmek bizim mutluluk arayışımızı baltalar. Hayatın gerçek anlamı en korktuğumuz şeyle, ölümle yüzleşmekte yatar. Böylece sınırlı olduğunu duyumsadığımız hayatımızın her anını çok daha bilinçli kullanabilir ve bizim için gerçekten önemli olan her neyse onunla ilgilenebiliriz. Ölüm anında "ah keşke"li bir cümle kurmamak için bizim için "asıl" önemli olanın ne olduğunu "şimdiden" görmeliyiz.
Freud’un 1933’deki ünlü deyişi “Id’in olduğu yerde ben (ego) olacaktır”, psikanalitik teorinin ilerlemekte olduğu yönü işaret eden bir anlama sahiptir. Id psikolojisi ve psikoseksüel gelişimin incelenmesini, ben (ego) psikolojisi ile kendilik ve nesne temsilleri gelişiminin irdelenmesi takip etmiştir. Birincil gelişim birimi ilk başta içgüdüsel dürtü iken, onu kronolojik sırayla otonom ben (ego) işlevleri (Hartmann, 1939), ayrılma ve bireyleşme süreci (Mahler, 1975), kendilik-nesne-duygulanım birimlerinin olgunlaşması (Kernberg, 1976), temsili dünyanın evrimi (Sandler ve Rosenblatt, 1962; Stolorow ve Atwood, 1979), arkaik kendilik-nesnesi konfigürasyonlarının şekil değiştirmesi (Kohut, 1971) ve diğer gelişimsel kavramlar takip etmiştir.