|
Kendilik Psikolojisiİlişkisel Matrisin İçindeki Kendilik ve Kendiliğin DönüşümleriJames L. FOSSHAGE*Çeviri: Serin Öğet Meskill
GİRİŞ Bir-kişi psikolojisinden iki-kişi psikolojisine doğru, iyice belgelenmiş olan kayma (Rickman, 1957; Balint, 1968; Greenberg ve Mitchell, 1983; Modelle, 1984; Mitchell, 1988; Ghent, 1989) psikanalitik kuramdaki gelişmelerin birçoğunu, Britanya nesne ilişkileri okulu, kendilik psikolojisi, kişilerarası psikanaliz ve Freudyen ego psikolojisindeki son akımlar da dahil olmak üzere, içine alır ve hepsinin sınırlarını aşar. Kapsamlılığından ötürü “ilişkisel bakış” diye adlandırılan (Greenberg ve Mitchell, 1983; Mitchell, 1988) psikoloji bu kitabın konusudur. İntrapsişik bakış açısından alan bakış açısına bu kayma, Kopernik’in yaptığı devrime benzetilebilir, zira birey, tıpkı dünya gezegeni gibi, kendi başına değildir, ancak evren genelindeki “yerçekimi kuvvetleri” ile ilişki içinde anlaşılabilir. Gözlemsel Tutumlardaki Kayma
Kişiyi anlamaya çalışırken (kişilik kuramı), bir–kişili bir psikoloji modeli, biyolojik olarak belirlenmiş olan gelişimsel ilerlemeye (unfolding) ve çatışmalı deneyime ağırlık verir ve psikopatolojiyi öncelikle intrapsişik kaynaklı olarak görür. İki–kişili bir psikoloji modeli ise gelişimin ve çatışmanın ilişkisel bir alanda ortaya çıkmasını vurgular ve psikopatolojiyi öncelikle ilişkisel alanın içinde ortaya çıkan ve ilişkisel alan tarafından üretilen bir şey olarak görür. Gelişimi ve hastalığın kaynağını (pathogenesis) inceleyen bu iki kuramdan birincisi intrapsişik, ikincisi ise ilişkisel vurguyu yansıttıkları için, bir-kişili bir psikoloji modeli, analitik alana uygulandığı zaman, aktarımı, yer değiştirme ve analistin boş ekranına yansıtma olarak gören, buna analistin katkısının yok denecek kadar az olduğunu varsayan klasik görüşü, yani aktarımın çarpıtma olduğu görüşünü destekleme eğilimindedir (gözden geçirme için bkz. Fosshage, 1990a). İlişkisel deneyim değil, yorum ve içgörü terapötik eylemin en önemli unsurları olarak görülür. Buna karşılık iki-kişili bir psikoloji modeli, hem hastanın, hem de analistin aktarıma farklı şekillerde katkıda bulunduğu görüşündedir (gözden geçirme için bkz. Fosshage, 1990a). Analitik sahneyi iki-kişi psikolojisi olarak kavramlaştırmak, yeni ilişkisel deneyimin, vurgulanmasa da, yorum ve iç görünün yanında terapötik eylemin önemli bir unsuru olarak içeri alınmasına kapı açar.
Bütün gelişim modelleri, insanoğlunun genel gelişim desenlerini takip etmek üzere donanımsal olarak kodlanmış (prewired) olduğunu varsayarlar. Bu desenlerin ne derece kesin oldukları, içerikleri ve vurgulanmaları bir hayli farklılık gösterir. Gelişimin nasıl ve ne dereceye kadar ilişkisel bir alanı gerektirdiği ve kişiyi ne dereceye kadar ilişkisel alanın şekillendirdiği bir-kişi ve iki-kişi ayrımını belirler. Kohut (1984) psikolojik gelişimin merkezine kendilik ve kendiliknesnesi matrisinin içinde “kendine özgü eylem programını” “gerçekleştirmeye” çabalayan kendiliği yerleştirdi. Kohut’un “çekirdek kendiliği” kısmen doğuştan var olan veya donanımsal olarak kodlanmış bir genel gelişim programıdır (Goldberg, 1986), ve kendiliğin gelişimine genel bir yön veren aynalanma, idealizasyon ve ikizlik kendiliknesnesi gereksinimlerini içerir. Bunlara ilaveten çekirdek kendilik, ortaya çıkan amaçlar ve ideallerin ifade edilmesinde kullanılan özel yetenekleri de ihtiva eder. Her ne kadar Kohut “dinçlik”, “canlılık”, “uyumluluk”, “bağımsız inisiyatif merkezi” gibi kendiliğin deneyimle erişilebilecek çeşitli özelliklerini betimlediyse de, böylesine yeni bir kavram hakkında nihai sonuçlara varmak için henüz fazla erken olduğu kaygısıyla, kendilik kavramını kesin olarak tanımlamaktan kaçındı. “Kendine özgü eylem programı”ndan kasıt, kişiye özgü ve baştan var olan genel bir gelişim “programı” veya “yol gösterici” ilkedir. Bu kişiye özgü yol gösterici merkez fikrine verilen önem değişse de, birçok psikanalitik yazar tarafından tanınmış ve betimlenmiştir. Örneğin Loewald (1960) şöyle diyor:
Kohut (1984) kendiliknesnesini, “bizim başka bir kişiye dair deneyimimizin, kendiliğimizi desteklemek için bu kişinin işleviyle ilişki kuran boyutu” (s. 49, italikler eklenmiştir) olarak görmeye başlayarak, kendiliknesnesi kavramlaştırmasını sağlam bir şekilde ilişkisel matrisin içine yerleştirdi. Kendiliknesnesi boyutu, nesne ilişkilerinin bir boyutu olup, kendiliğin gereksinimlerine (Lichtenberg, 1983; Stolorow, 1986) ve söz konusu ilişkinin özelliklerine göre, bazen öne çıkar, bazen geriye çekilir. Kendilik deneyimi kuramın ve analitik odağın merkezdir ve nesne ilişkilerinin birçok boyutu, kendilik deneyiminin büyük bir parçasını oluşturur. Gelişim, patoloji oluşumu, aktarım ve terapötik eylemde ilişkilerin kendiliknesnesi boyutuna büyük önem vermesiyle, kendilik psikolojisi temelde ilişkisel bir model haline gelir (Modell, 1984; Bacal, 1990; Bacal ve Newman, 1990; Fosshage, 1990c). Kendilik-kendiliknesnesi matrisinin ilişkisel olup olmadığı karmaşasının ikinci kaynağı da, Kohut’un narsistik ve nesne ilişkisel gelişim hatları arasında başta yaptığı ayrımdır. Bu ayrımın yapılma sebebi bir bakıma yeni kuram için eski kuram kadar önemli bir yer yaratmak ve eskiyi de bozmamaktı. Kohut’un başta iki bağımsız gelişim çizgisi varsayması, tekrar ediyorum, ister istemez klasik kuramın kendilik ve nesne ilişkileri arsında ikilik yaratma hatasını tekrar etti. Böyle bir ayrım, kendimiz hakkında ne hissettiğimizin ötekiler hakkında ne hissettiğimizi etkilemediğini ima eder. Bunun tersi de geçerlidir. Kendilik gelişiminin ilişkisel bir matris içinde gerçekleştiği ve ilişkisel bir matris gerektirdiği anlaşılırsa, bu kuramsal bilmece çözülür.
Kohut’un tezine göre kendilik gelişiminin raydan çıkmasının en önemli sebebi şekillendirici ilk yıllardaki sürekli kusurlu kendilik-kendiliknesnesi ilişkileridir. Kusurlu kendiliknesnesi ilişkileri, gelişim için gerekli olan kendiliknesnesinin ulaşılabilirliğinin ve yanıtlayıcılığının yetersizliğini içerir; bu da olumlu, bütünsel bir kendilik duyumunun gelişmesini ve korunmasını aksatır. Dahası, bu kırılmalar yavaş yavaş kendilik ve ötekine dair, kısmen, kısıtlı da olsa bir ölçüde kendiliknesnesi bağını korumak için ötekine gösterilen uyuma (accommodation) dayanan (Winnicott’un, 1960, “yapay kendilik” kavramına tekabül eden) patolojik yapılar veya şemalar oluşturur. Başlangıçta narsistik kişilik bozukluklarına uygulanan bu temel patoloji oluşumu modeli, kuram genişleyip kendiliğin psikolojisine dair bir üst kuram haline geldikçe, (kendiliğin bozuklukları diye görülen) bütün bozukluklara uygulanmaya başladı. Psikanalitik kendilik psikolojisi, ilişkisel eksikliklerden kaynaklanan gelişimsel sapmaları vurguladı. Örneğin Kohut (1977) çözümlenemeyen oidipal zorlukların, biyolojinin belirlediği oidipal çatışmalarla değil, kendilik ve oidipal kendiliknesnesi matrisindeki başarısızlıklarla, yani oidipal kendiliknesnesinin çocuğun ya cinsel ya da rekabetçi çabalarına yeterli karşılık verememesiyle ilgili olduğunu öne sürdü. “Eylem programı” ile kendilik kavramı bir-kişi özelliğini gösterse de, patolojinin kaynağında yatan sapmalar, iki-kişi matrisi içinde oluştuğu için, açıkça iki-kişi özelliğini gösterir. Hem tekli hem ikili özellikleri içinde barındırması kendilik psikolojisini ironik bir şekilde birbiriyle çelişen eleştirilere maruz bıraktı: Bir yandan “asosyal”, intrapsişik bir model olmakla, öbür yandan “ebeveyni suçlayan” bir iki-kişi modeli olmakla eleştirildi.
Hasta-analist karşılaşmasının karmaşık öznelerarası niteliği, kaçınılmaz denen karşıaktarımları, yani belirli aktarımlar karşısında bütün analistlerin deneyimleyeceği öngörülen belirli karşıaktarımları geçersiz kılar. Örneğin bir analistin düşmanca tutum olarak deneyimlediğini diğeri girişkenlik olarak deneyimleyebilir. Sıklıkla analistin kaçınılmaz bir şekilde aktarımın “içine çekildiği” söylenir, oysa bir alan modelinde analistin de nasıl içe çekildiğini şekillendirdiği açıklık kazanır (Fosshage, 1999a). Benzer biçimde analist, analitik ilişkinin kendiliknesnesi boyutunun gelişimsel “çekimine” yeterince açık olmalıdır, ama bu tepki de analist tarafından şekillendirilir. Analizan ve analist arasındaki karmaşık etkileşim ve her ikisinin öznelliklerinin evrilmekte olan aktarım organizasyon modeline yansıması, bir ve iki-kişi öğelerini sentezler. “İnsan mevcudiyeti” (Kohut, 1984) terapötik eylem için çok önemli ve temeldir. Analizanın içinde gelişebildiği (kısmen yorum ve içgörü tarafından yaratılan, fakat kesinlikle bununla sınırlı olmayan) ilişki, yine terapötik eylem modelinin bir ve iki-kişi psikolojisi özelliklerinin yeni bir sentezi olduğunu açıkça gösteriyor.
Kendilik-kendiliknesnesi kırılmaları kaçınılmazdır, çünkü hiçbir analist ne her şeyi mükemmel anlayabilir ne de gereken kendiliknesnesi işlevleri için her zaman hazır bulunabilir. Üstelik analizan, analitik deneyimi algılamada, düzenlemede ve yapılandırmada, kendiliknesnesi hatalarına dayanan problemli şemalar kullanma eğilimindedir. Yine de analistler kırılmalara az çok katkıda bulunurlar (iki-kişilik bir alan modeli). Belirli kırılmaların (içeriğe bağlı olarak) olup olmaması, kısmen analistin katkısına bağlıdır.
Analizanın belirli şemaları kullanması belirli işaret ve tepkilere yönelik seçici dikkate, bazen de bunları ortaya çıkartacak davranışlara sebep olur. Her iki katılımcı da analizanın deneyimine katkıda bulunduğu için, şemanın aydınlatılıp aydınlatılmayacağını, ya da şemanın dayandığı deneyim örüntüsünün tekrarlanıp şemanın pekiştirilip pekiştirilmeyeceğini belirleyecek olan, büyük ölçüde analistin katkısının derecesidir. Analistin katkısı genellikle kaçınılmaz olsa da (çünkü analistin yaptığı bir şey genellikle hastanın önde gelen şemasını harekete geçirecektir), bu katkı geniş bir yelpazede değişkenlik gösterir. Şemanın analiz edilebilir olup olmadığını veya pekiştirilip pekiştirilmediğini etkileyen diğer etkenler, söz konusu şemanın daha önce aydınlatılmış olup olmadığı da dahil olmak üzere analitik ilişkinin tarihçesi, şemanın katılığı ve kullanılış sıklığıdır. |

