Haluk Sunat- Boşluğa Açılan Kapı : Ahmet Hamdi Tanpınar ve Yapıtlarına Psikanalitik Duyarlıklı...
BAĞLAM YAYINCILIK
''Ya da; Tarıdil Hanımefendiler'in taze cariye dolu yalısından doğru atılan büyük kırmızı gül, öylece, ayak diplerinde; bir el bileği zarafetiyle atılan muhteşem kırmızı gül, şadırvan kurnalarında, öyle kendi halinde, kalıp kalacak, kaldığı yerde de kanayıp duracaksa -ne demeli?'' Haluk Sunat
Akrabalık adları ve ruhsallık üzerine bir inceleme
Cemal Dindar
İnsan, fizyolojik doğumdan sonra hayatta kalabilmek için ikinci bir doğuma gereksinim duyan belki de yegane türdür. Rahim-cennetten ayrılmanın, ‘dünyaya atılma'nın, doğum travmasının görece yumuşatıldığı yer ana kucağıdır, dil beşiğidir. Emzirilen çocuk, yalnızca sütle değil, annenin gözündeki ışıkla, kelimelerin sedasıyla, ninniyle, türküyle, şarkıyla, söylenceyle, kısaca dille de beslenir. Ruhsal doğumun mayasıdır dil. Çocukların, dilin binlerce yıllık dipakıntılarından süzülüp gelmiş sedası yerine televizyonun saldırganlığına, reklamların ortasına, yani tüketimin diline terkedilmişliğinin hoyratlığını bir de buradan düşünmeliyiz. Yine de, dipakıntılar piyasanın diliyle boy ölçüşebilecek bir olanağı hep taşımışlardır. Boşuna mı çocukların dile attıkları ilk kanca-sözcüklerin genelde “ana”, “baba”, “dede…” olması. Bu nedenle, insanların ruhsallıklarını anlamaya yönelmiş bilgi alanlarının, kişinin içine doğduğu dilin serüveniyle, yenidoğan'a ne türden olanakları miras olarak taşıdığıyla ilgilenmesi bir zorunluluktur.