Bir Adam Yok Oluyor, aslında bir varoluş öyküsü. Var oluşun ancak peş peşe yok oluşlardan ibaret olduğunu gösteren bir öykü. Var olanlar ve yok olanlar yaşamımız boyunca oluşturduğumuz kimlikler. J. B. Pontalis diğer kitaplarından oldukça farklı olan bu yapıtında kimlik sorunsalını, anlatan, dinleyen, yazan kimliklerini birbirine sarmalayarak ele alıyor. Ama bir psikanalistin yapması gerektiği gibi, peş peşe sorular sorarak yapıyor bunu. Kim anlatıyor? Kimi anlatıyor? Kim, kimi, kime anlatıyor? Bu sorgulamada okuyucu olarak da payımıza düşeni alıyoruz. Kim olarak okuyoruz ve kimi okuyoruz biz bu satırlarda? Talat Parman
Cemal Süreya'nın ‘şiire dahil' hayatı ve şiiri üzerine bir inceleme
Cemal Dindar
Giriş: Katılma cesareti
Rilke, Genç Şaire Mektuplar'da, “Yaratan için yoksulluk olmadığı gibi, yoksul, verimsiz bir yer de yoktur... hiç değilse bir çocukluğunuz, anılarınızın bu değerli, görkemli zenginliği, bu hazineniz yok mudur? Bu uzak geçmişin uyumuş duygularını canlandırmaya bakın...” öğüdünü veriyor. Rilke'nin öğüt verdiği genç şairin bu cümlelerden yola çıkarak ‘uzak geçmişin uyumuş duygularını' ne denli canlandırabildiğini bilmiyorum, lakin, has şiirin, Cemal Süreya'nın da tercih ettiğini bildiğim bir ifadeyle ‘sıkı şiir'in aktığı ana mecralardan birinin orası olduğunu biliyorum. Bu bilgime en yeğin tanıklıklardan biri ise bizzat Cemal Süreya şiiridir. Cemal Süreya şiiri, birde buradan; yalnız kendinin değil, bir ailenin, hatta bir halkın yaslarını sırtlanmak zorunda kalmış bir çocuğun bu yası şiire dönüştürme serüveni olarak da okunabilir. Üvercinka'daki şiir işçiliğine özenli biçimcilikten, Güz Bitigi'nde bu işçiliğin, bağımsızlığını ilan etmiş mısralara dağılmasına uzanan yolda iflah olmaz yasın göçebe geçmişini, Paris-görmüş-sürgünlüğünü ve gelecekte de bir yaşantı arayışını buluruz.
Kültür, beyni de biçimlendirmiş ‘insan eli' ile üretilmiştir ve elbette insanidir. Lakin, her kültürel öğe, insancıl değildir. Bir...