James F. Masterson- Borderline Yetişkinlerde Psikoterapi
LİTERA YAYINLARI
Bu kitabında ‘yetişkinlerde borderline bozukluğu’ konusunu ele alan J. F. Masterson, konuyu kuram ve klinik uygulama olmak üzere iki ana bölümde incelemektedir. Konunun kuramsal boyutunun ele alındığı ilk bölümde borderline bozukluğunun nedenleri ele alınmakta ve bu anlamda hastaların çocukluğunda meydana gelen intrapsişik ve kişilerarası düzeydeki ayrılma-bireyleşme başarısızlıkları anlatılmaktadır. Nitekim yazara göre gelişimin ayrılma-bireyleşme evresinde anneden bağımsız hareket etmeye başlayan bir çocuk annenin libidinal desteğini elde ederse sağlıklı bir ayrılma-bireyleşme evresi geçirebilmekte aksi takdirde bir tür ayrılma-bireyleşme başarısızlığı yaşayarak gelişimsel duraklamaya maruz kalmaktadır. Bu bölümde ayrıca ‘nesne temsili’, ‘nesne sürekliliği’ gibi konuları ele alan yazar ‘nesne ilişkileri kuramını’ ortaya koymakta ve bu kuramı Mahler, Kernberg ve Frosch gibi ünlü psikiyatristlerin kuramlarıyla da mukayese etmektedir. Aynı zamanda Freud’un ‘psikanalizin amacı’ olarak belirlediği ‘sevmek ve üretmek’ kavramlarını borderline hastalar açısından ele alan Masterson, bu hastaların özel hayatı ve iş hayatında yaşadıkları tatminsizlikler ile sevme ve üretme kapasitelerindeki problemleri vaka örnekleriyle anlatmaktadır.
Klinik uygulamaların ele alındığı ikinci bölümde ise yazar vaka örnekleri ışığında ‘destekleyici psikoterapi’ ve ‘yeniden yapılandırıcı psikoterapiyi’ anlatmakta ayrıca hastalarla yapılan seansların özetini sunmaktadır. Bu bölümde geniş bir şekilde ele alınan vaka örnekleri ise psikoterapi seanslarının hastaların gerçek hayatta yaşadıkları problemlere nasıl ışık tuttuğunu çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Böylece yazarın vaka örnekleriyle de desteklediği anlatımı sayesinde konunun kuramsal yönü uygulamalar aracılığıyla sınanmış olmakta ve okuyucunun doyurucu bir bilgi edinmesi sağlanmaktadır.
Birbirlerini iten ve karşılıklı olarak biçimsizleştiren bağdaşmaz dünyalar arasındaki çatlağa düşmüşüz.
Daryush Shayegan
Yarılmış bir gerçekliğin içinde yaşıyoruz. Zamansal, mekansal, kültürel, duygusal, zihinsel ve sınıfsal bir yarılma söz konusu olan. Birbirine değmeyen, teğet geçen iki ayrı, uzlaşmaz gerçekliği deneyimliyoruz. Birbirine tercüme edilemez iki gerçeklik: varsıllık ve yoksul(/n)luk, merkez ve periferi, haz ve acı. Laing benliğin yarılmasından bahseder; deneyimi yarılmış olan bireyden. Bizlerse deneyimi yarılmış bir evrende yaşıyoruz.
Varolana uyum bu yarılmayı kabullenmeyi, içselleştirmeyi ve zihinsel olarak normalleştirmeyi gereksinir. Yoksa birey her an “farkında” olarak varolamaz. Zihin aynen organizma gibi varolabilmek için uyum göstermek zorundadır. Bu kabulleniş içine doğduğumuz ve içinde varolduğumuz bu “çılgınlığın” akılcılaştırılması sürecidir. Bu kabullenişe göre “Varolan aslolandır” ve tarihin sonunu müjdeleyecek kadar da trajiktir.