• Anasayfa
  • Etkinlik Takvimi
  • Film Çalışmaları
  • Çalışanlarımız
  • İletişim
  • Makaleler
  • Kitaplar
  • Dergiler
  • Filmler
  • Bağlantılar
Anasayfa arrow Makaleler arrow D.W. Winnicott, Zihin ve Psişe-Soma ile İlişkisi

Zihin ve Psişe-Soma ile İlişkisi

D.W. Winnicott (1992)

İçgörü–Winnicott Okumaları için Çeviren : Yeşim Korkut

(Çevirenin notu : Çeviri esnasında , Psişe ve Soma kelimeleri , Ruh ve Beden kelimeleri tam karşılıklarını vermeyeceğinden aynen bırakılmıştır )

‘'Benim düşünceme göre hiç bir şekilde indirgenemeyen zihinsel unsurların ve özellikle de dinamik yapı da olanların tam olarak neleri içerdiklerinin anlaşılması en büyüleyici nihai amaçlardan birini oluşturur. Bu zihinsel unsurlar bedensel ve muhtemelen nörolojik bir de eşdeğere sahiptir ve bu yöndeki bilimsel yöntemle zihin ve beden arasındaki bir asır niteliğindeki mesafeyi azaltılır. Ben bütün filozofları şaşırtmış olan antitezin bir yanılsamaya dayalı olduğu öngörüsünde bulunmayı önereceğim Diğer bir ifadeyle , ben zihnin gerçekten bir varlık olarak var olduğunu düşünmüyorum -muhtemelen bir psikolog için söylenmesi ürkütücü bir şey (İtalikler benim). Zihnin bedeni ya da bedenin zihni etkilediğinden konuştuğumuzda aslında daha sıkıcı bir ifade için uygun bir kısaltma kullanıyoruz...'' (Jones , 1946 ).

Scott (1949 ) dan bu alıntı bu geniş ve farklı konu için düşüncelerimi toparlamayı denemek konusunda beni harekete geçirdi. Zamansal ve uzamsal yönleri ile beden şeması bireyin kendisi ile ilgili çiziminde değerli bir ifade imkanı sağlar ve ben bunun içinde zihin için belli bir yer olmadığına inanıyorum.Yinede klinik uygulamalarda hastanın içinde biryerlerde yerleşmiş bir varlık olarak zihinle karşılaşıyoruz ; bu yüzden ‘zihin gerçekten bir varlık olarak var değildir'' paradoksunun üzerinde biraz daha çalışmak gereklidir.

Psişe-Soma'nın bir işlevi olarak Zihin

Zihin kavramını çalışmak için kişi daima bir bireyi, ve o bireyin psikosomatik varlığının en başından beri gelişimini içerecek şekilde tüm bir bireyi, inceliyor olmalıdır. Eğer kişi bu çalışma tarzını kabul ederse , ancak o zaman bireyin zihnini psişe-bedenin bir parçasından özelleştiği şekliyle inceleyebilir .

Zihin , bireyin şeylere dair şemasında bireysel psişe-beden tarafından sağlanan bir varlık olarak veya ilk gelişimsel aşamalardan geçip gelen başarılı beden şeması olarak yer almaz ; zihin o zaman psişe-bedenin işlevinin özel bir halinden başka birşey değildir.

Gelişen bir bireyin incelenmesinde zihin sıklıkla yanlış bir varlık y ada yanlış bir yer geliştiriyorken bulunur. Bu anormal eğilimlerin incelenmesi sağlıklı veya normal psişenin doğrudan incelenmesinden daha önce gelmelidir.

Bizler zihinsel ve fiziksel kelimelerini birbririne zıt olarak görmeye oldukça alışkınız ve günlük konuşma içinde birbirlerine olan zıtlıklarına dair bir tartışmaya girişmeyiz.Ancak eğer kavramlar bilimsel tartışma içinde birbirlerine karşı karşıya getirilirlerse bu farklı bir meseledir.

Bu ruhsal ve fiziksel kelimelerinin hastalıkları tanımlamak için kullanımı bizi derhal zorluklarla karşı karşıya getirir . Psikosomatik bozukluklar , ki zihinsel ve fizikselin tam ortasındadırlar, oldukça müphem bir durum içindedir. Bahsettiğim karışıklıktan ötürü , belli bir dereceye kadar Psikosomatik konusunda araştırmalar yapılmaktadır (MacAlpine, 1952 ). Aynı zamanda , beyin cerrahları normal ve sağlıklı beyine, zihinsel durumları değiştirmek ve hatta geliştirmek için birşeyler yapıyorlar . Bu ‘'fiziksel ‘ terapistler kuramlarında tamamen şaşkınlığa düşmüş durumdalar ; garip bir biçimde beynin temel bir parçası olduğu fiziksel bedenin önemini terk ediyor görünüyorlar .

Bu yüzden gelin gelişen bir bireyi en başlardan itibaren düşünmeye çalışalım. İşte burda bir beden var ; ve psişe ve soma kişinin baktığı yöne göre olmanın dışında ayrışmamış durumdalar. Kişi gelişen bedene bakabilir veya gelişen psişeye bakabilir. Sanırım ‘ psişe ‘ kelimesi burada fiziksel canlılık anlamında ‘'bedensel kısımların, duyguların, ve işlevlerin imgesel işlenişi' demektir. Biliyoruz ki bu imgelemsel işleme beynin özellikle bazı kısımlarının varlığına ve sağlıklı işlemesine bağlıdır. Buna rağmen Psişe beyinde veya başka bir yerde yerleşmiş olarak kişi tarafından hissedilmez. Giderek büyüyen insanın psişe ve soma yönleri karşılıklı bir ilişkisellik süreci içinde karışmış olurlar. Bu psişe ve somanın ilişkiselliği bireysel gelişimin erken bir safhasını oluşturur (bkz. Bölüm XII ).Daha sonraki bir evrede canlı beden, sınırları ile ve bir iç ve bir dış ile hayal edebilen kendiliğin esasını oluşturmak üzere birey tarafından hissedilir . Bu aşamanın gelişimi karmaşıktır ve muhtemelen bu gelişim bebeğin doğumundan bir kaç gün içinde bütünüyle tamamlanmış olmasına rağmen , bu açılardan doğal gelişimin bozulması için pek çok fırsat vardır. Dahası , çok erken evrelere dair geçerli olan herşey, bir ölçüde tüm evrelere de uyar, hatta erişkinliğe bile.

 

Zihin Kuramı

Bu temel fikirler temelinde kendimi bir zihin kuramı ileri sürerken buluyorum. Bu kuram aktarım süreci içinde oldukça erken gelişim evrelerine gerilemeye ihtiyaç hisseden analitik hastalarla çalışmalara dayalıdır. Bu makalede yanlızca tanımlayıcı bir klinik malzeme örneği vere(bile ) ceğim fakat bu kuramın günlük analitik çalışmamızın içinde değerli bulunabileceğine inanıyorum.

Varsayalımki bireyin erken gelişiminde sağlık varlığın sürekliliğini gerektirir. Başlardaki psişe-soma varolma sürekliliğinin bozulmaması koşuluyla belli bir hat çerçevesinde ilerler. Diğer bir ifade ile ilk psişe-somanın sağlıklı gelişimi için mükemmel bir çevreye ihtiyaç vardır. Başlangıçta bu ihtiyaç kesindir. Mükemmel çevre yeni oluşmuş olan psişe-somanın, ki gözlemciler olarak biz bunun başlangıçtki bebek olduğunu biliriz, ihtiyaçlarına etkin bir biçimde uyum sağlayandır . Kötü bir çevre hatalı olarak ona uyum sağlamak psişe-somanın (yani bebeğin ) tepki vermesi gereken bir sınır aşımı olduğu için kötüdür. Bu tepki , yeni bireyin devam eden varlığındaki sürekliliği bozar. Başlangıçta iyi (psikolojik ) çevre rahimdeki bebek yada genellikle tutulan bebek gibi fiziksel olandır ; yanlızca zaman geçtikçe çevre duygusal, psikolojik yada sosyal gibi yeni tanımlayıcı kavramları gerekli kılacak biçimde gelişir. Bundan kendi narsisizmi, imgelemi, ve hatıraları sayesinde kendini bebeğine adayan ve bu özdeşleşme yoluyla bebeğinin ihtiyaçlarının ne olduğunu bilebilen ve böylece bebeğinin ihtiyaçlarına etkin uyum yapabilme yeteneği olan sıradan iyi anne ortaya çıkar.

Başlangıçta kesinkes olması gereken iyi çevre için ihtiyaç, giderek göreli bir önem taşımaya başlar. Artık sıradan iyi anne , yeterince iyidir . Eğer o yeterince iyi ise bebek zihinsel eylemlerde aksamalara izin verebilir olur. Bu yanlızca dürtüsel itkileri karşılamaya değil fakat olumsuz bakım veya canlı birinin ihmaline bile duyulan ihtiyaç gibi tüm en ilkel türde benlik ihtiyaçları için de geçerlidir. Bebeğin zihinsel eylemleri yeterince iyi bir çevreyi mükemmel bir çevreye dönüştürür ki buda göreceli bir uyum kusurunu bir uyum başarısına çevirmek anlamına gelir. Anneyi neredeyse mükemmel olma gereğinden kurtaran bebeğin anlayışıdır. Olayların sıradan akışı içinde anne bebeğin anlayışının ve izin verebileceğinin ötesinde karmaşıklıkları getirmemeye çalışır ;özellikle bebeğini tesadüflerden ve bebeğin kavrayış yeteneğinin ötesindeki diğer olgulardan yalıtmaya çalışır . Genellikle bebeğinin dünyasını olabildiğince sade tutmaya çalışır.

O zaman zihinin köklerin biri varlığın sürekliliğine tehdit ile ilgili olan ve etkin çevresel uyumun herhangi bir başarısızlığını izleyen psişe-somanın değişken bir işlevidir. Zihin gelişimi özel olarak bireye bağlı olmayan şansa bağlı olaylarıda içerecek şekilde pek çok faktörden etkilenmektedir.

Bebek bakımında annelerin başta fiziksel olarak ve kısa zamanda imgesel olarak bu etkin uyumu sağlamaya başlamaları yaşamsal bir öneme sahiptir. Fakat aynı zamanda birey bebeğin gelişen yeteneğine bağlı olarak zihinsel eylemlerde veya anlayışta göreli başarısızlıklara izin vermek ve dereceli olarak uyum kusuru sağlamak ta anneliğin karakteristik bir işlevidir. Böylece bebekte benlik ihtiyacı ve dürtüsel gerilim bağlamında bir tolerans ortaya çıkar.

Belki düşük I.Q ları olan bebeklerin annelerinin bebekleri tarafından yavaş bırakıldıkları ortaya konabilir burda. Halbuki gerçekten iyi bir beyne sahip ve neticede de yüksek IQ su olan bir bebek anneyi daha erken bırakmaktadır.

O zaman bu kurama göre her bireyin gelişiminde zihin bir köke sahiptir ve en önemli olan kök bireyin ihtiyaç duyduğu, kendiliğin özünde yatan , mükemmel çevre için olandır.Bu bağlantı kapsamında psikozun çevresel bir bozukluk hastalığı olduğu şeklindeki görüşüme gönderme yapacağım ( bölüm XVII ). Bu kuramın bana önemli görünen bazı gelişmeleri vardır. Anne açısından bazı başarısızlık çeşitleri , özellikle düzensiz davranış , aşırı zihinsel işlev ortaya çıkarmaktadır. Burada düzensiz anneliğe tepkisel olarak zihinsel işlevin aşırı artmasında şunu görürüz : sağlıkta çevrenin işleviyken, bu anormal çevresel duruma tepki olarak bireyin düşüncesi (denetimi ) ele geçirdiğinden ve psişe-soma yla ilgilenmeyi düzenlediğinden zihin ve psişe-soma arasında bir zıtlık gelişebilir . Sağlıkta zihin çevrenin işlevini gaspetmez , sonunda onun göreli başarısızlığını kullanarak anlayışı mümkün kılar.

Bireyin kendisine bakabilir olduğu aşamalı süreç bireysel duygusal gelişimin sonraki aşamalarına aittir , bu basamaklara zamanı gelince doğal gelişimsel güçler tarafından belirlemiş bir hızda erişilmelidir.

Bir basamak daha ileri gitmek için kişi kendine şunu sorabilir : hayal kırıklığı yaratan bir erken çevreye karşı savunma olarak düzenlenmiş zihinsel işlev üzerine konan yük giderek daha büyür, büyürse ne olur ?. İnsanın aklına bilinç bulanıklığı durumları ve aşırı durumda beyin dokusu bozukluğuna bağlı olmayan zihinsel kusur gelir . İlk dönemlerde daha az derecede hayal kırıklığı yaratan çevrenin daha sıklıkla rastlanan sonucu olarak iyi annenin yerine geçen onu gereksiz kılan zihinsel işlevin kendi başına bir şey olmaya başlaması ile karşılaşırız. Klinik olarak bu gerçek anneye bağımlılık ve itaat temelinde bir yanlış kişisel gelişme ile beraber gider. Bu özellikle en rahatsız ilişki durumudur çünkü bireyin psişesi başta soma ile sahip olduğu yakın ilişkiden bu zihine doğru adeta ayartılmıştır. Sonuç patolojik olan zihin-psişedir.

Bu şekilde gelişen bir kişi , tüm sonraki gelişim aşamalarını etkileyen bozuk bir örüntü sergiler. Örneğin , bağımlılığı içeren tüm ilişkilerin çevresel yönleriyle kolay bir özdeşleşme eğilimi içindeyken , bağımlı bireyle özdeşleşme güçlüğü olduğunu gözleyebiliriz . Klinik olarak , böyle bir kişinin sınırlı bir zaman için diğerlerine karşı şahane bir iyi anneye doğru geliştiğini görülebilir ; aslında bu hat üzerinde gelişmiş bir kişi,ilkel ihtiyaçlara aşırı etkin uyum yapma kapasitesi sayesinde neredeyse sihirli iyileştirici özeliklere sahip olabilir. Ancak bu örüntülerin , kişiliğin ifadesi için yanlışlığı, uygulamada kendini belli eder. Ya çöküş tehditi vardır yada bu çöküş gerçekleşir , çünkü , bireyin sürekli ihtiyaç duyduğu, bu ‘iyi çevre' kavramını gerçek yapacak olan bir diğerini bulmaktır ki birey , kendisinden yaşanacak tek yeri biçimlendiren bağımlı psişe-somaya dönebilsin . Bu durumda ‘zihinsiz oluş ‘ arzu edilebilen bir durum olur.

Elbette , zihin-psişe ve bireyin bedeni arasında doğrudan bir ortaklık olamaz. Fakat zihin-psişe, bireyde yerleşiktir ve ya kafanın içinde veya kafa ile ilgili özel bir yerde dışarıda yerleşiktir ve bu bir semptom olarak başağrısına önemli bir kaynak sağlar.

Neden zihnin bireyde içine yerleştiği yerin kafa olduğu sorusu sorulması gerekirse de ben cevabını bilmiyorum. Hissediyorum ki önemli bir nokta bireyin, zihnini düşman olarak görüp onu kontrol etmek için zihni yerleştirme ihtiyacıdır. Şizoid bir hasta bana , kafanın zihni koymak için olan yer olduğunu söyler çünkü kafa kişi tarafından görülmediğinden kendisi için çok belirgin biçimde var olmaz. Başka bir nokta da doğum sürecinde kafanın özel deneyimlerinin olmasıdır ama bu son olguyu kullanmak için doğum süreci tarafından özellikle etkin kılınan başka bir zihinsel işlev tarzına geçmeliyim. Bu da ‘ hafızaya kaydetmek ‘ kelimesi ile bağlıdır.

Söylemiş olduğum gibi , gelişen psişe soma nın varlığının devamlılığı (içsel veya dışsal ilişkiler ) çevresel zorlayıcı etkilere verilen tepkiler ile ; diğer bir ifade ile etkin çevrenin uyum yapma başarısızlıklarının bir sonucu olarak bozulur. Benim kuramıma göre , psişe-soma nın sürekliliğini bozan çevresel zorlantı miktarının hızla artışı zihinsel kapasiteye göre beklenir ve kabul görür olur . Aşırı tepkiler gerektiren zorlantılara izin verilemez (kuramın sonraki kısmına göre ). Bilinç bulanıklığından başka olabilecek olan tepkilerin kataloglanmasıdır * .Tipik olarak doğumda zorlayıcı etkilere tepki olarak devamlılığın aşırı bozulması eğilimi vardır ve şu an tarif ettiğim zihinsel eylem tam da doğum sürecindeki hafizaya kaydetmekle ilgilidir. Psikanalitik çalışmamda bazen doğum öncesi yaşama geri giden tamamen kontrol altında gerilemelerle karşılaşırım . Düzenli bir biçimde gerileyen hastalar , defalarca doğum sürecinin üzerinden giderler ve ben şu ikna edici delilden etkilenmişimdir ki bebek doğum sürecinde yanlızca varoluşun devamlılığını bozan her tepkiyi hafizaya kaydetmekle kalmaz ama aynı zamanda bunları doğru sırada da ezberler.

Hipnoz kullanmadım fakat, hipnoz kullanımıyla elde edilen karşılaştırılabilir keşiflerin farkındayım ve bunlar bana daha az ikna edici gelmiştir . Tarif ettiğim tip zihinsel işlev , ki hafizaya kaydetmek veya kataloglamak olarak adlandırılabilir, ve bir bebeğin doğduğu zamanda son derece etkin ve tam olabilir . Bunu bir vakanın detayları ile tarif edeceğim fakat önce bakış açımı netleştirmek istiyorum ki ‘ bu tip zihinsel işlev psişe-somaya veya kendiliği oluşturan birey insanın varlığının devamlılığına bir engeldir. Birey , doğum sürecini tekrar yaşama oyunu içinde veya dikkatli kontrol edilen analiz içinde bu zihinsel işlevden yararlanabilir . Fakat kataloglayan tip zihinsel işlev, eğer anlayış ve öngörünün ötesindeki çevresel uyum kusuru ile bağlantılıysa, bir yabancı bünye gibi hareket eder.

Şüphesiz , sağlık halinde çevresel faktörler bu yöntemle sabit tutulabilir ta ki birey yaşadığı ve yansıtılabilen libidinal ve agresif dürtüleri kendine mal etsin . Bu yolla , ki temelde yanlış bir yoldur ; birey aslında sorumlu olmadığı ve eğer bilseydi kendi içsel gelişim sürecini , psişe-soma nefret edebilecek veya sevecek kadar iyi örgütlenmeden evvel bozduğu için suçlayacağı kötü çevre için, sorumlu hissetmeye başlar. Birey, süreç nefret etme öncesinden varolduğundan , bu çevresel başarısızlıklardan nefret etmek yerine onlar yüzünden düzensizleşir.

 

KLİNİK ÖRNEK

Şimdi gelecek olan vaka hikayesi parçası, tezimi açmak için verilmektedir. Yıllarca sürmüş yoğun çalışmalardan bir detayı seçmek bilindiği üzere zordur; yine de bu/kesiti ileri sürdüğüm neyse onun hastalarımla günlük uygulamanın büyük bir parçası olduğunu göstermek için alıyorum.

47 yaşında bir kadın * kendi dışında herkese dünya ile iyi bir ilişki halinde ve hep kendi hayatını kazanmayı başarmış olarak görünüyordu. İyi bir eğitimi vardı ve genelde beğenilen bir insandı, aslında ben hiç beğenilmediği bir zaman olduğunu düşünmüyorum. Halbuki kendi kendisinden hiç memnun değildi, hep kendimi bulmayı hedefler ve hiç te başaramaz gibi bir hali vardı. İntihar düşüncelerinin yok olduğu söylenemez ama bunlar çocukluğuna dayanan ve eninde sonunda sorunlarını çözüp, kendini bulacağı inancı tarafından adeta sıkıştırılmış tutuluyorlardı. Yıllarca ‘klasik ‘ analiz dediğimiz şeyden geçmişti ve bir şekilde hastalığının özü değişmeden kalmıştı. Benimle kısa zamanda ortaya çıktı ki bu hasta ya çok ciddi bir gerilemeye girmeliydi, ya da mücadeleyi bırakacaktı. Bu yüzden gerileyici eğilimi izledim ve hastayı nereye götürecekse oraya kadar gitmesine izin verdim ve o zamandan sonra eylem içinde olan sahte kendilik yerine gerçek kendilikte doğal bir ilerleme oldu.

Bu makalenin amacı için, bir yığın malzeme içinden tanımlamak üzere bir şeyi çekip çıkartıyorum . Hastanın daha önceki analizinde hastanın histerik bir biçimde kendini divandan attığı durumlar olmuştu. Bu bölümler, sıradan biçimde histerik olgular olrak yorumlanmıştı. Bu yeni analizin daha derin gerilemesinde , bu düşmelerin anlamına ışık tutuldu. Benimle 2 yıl süren analiz boyunca hasta tekrar eden biçimde açıkça doğum öncesi olan bir evreye geriledi. Doğum sürecinin yeniden yaşanması gerekti ve sonunda hastanın bilinçdışı doğum sürecini tekrar yaşama ihtiyacının nasıl olupta daha önce histerik biçimde divandan düşme olarak ele alınmış olanın altında yattığını anlayabildim.

Bu konuda çok şey söylenebilir , fakat benim bakışıma göre önemli şey burada doğum deneyiminin açıkça her bir detayının ‘tutulmuş' olmasıydı , hatta detaylar orjinal deneyimin tam sırasını izleyerek saklanmışlardı. Bir düzine veya daha fazla sefer doğum süreci tekrar yaşandı ve her seferinde orjinal doğum sürecinin temel dış özelliklerinden birine tepki , tekrar deneyimlemek için seçildi.

Tesadüfen , bu yeniden yaşamalar, eyleme vurmanın en temel işlevlerinden birini de ortaya koydu, eyleme dökerek hasta o anda ulaşılması zor olan ama hastanın son derece akut bir biçimde farkında olmaya gereksinim duyduğu ruhsal gerçeklik hakkında bir parça bilgilendiriyordu. Bazı eyleme vurma örüntülerini sayacağım fakat ne yazık ki, önemli olduğundan çok emin olduğum sıralamayı veremeyeceğim.

Nefes alma en ayrıntılı şekilde yön değiştiriyordu

Bedenin altına giden sıkışmaların yeniden yaşanması ve öyle hatırlanması

Annenin göbeğinin içinden doğum fantezisi, ki annenin kendisi depresif ve rahatlamasını bilmeyen kişiydi.

Beslenmemekten, memeden beslenmeye ve sonra şişeye doğru yön değiştirme

Buna bir ek, hasta rahim içinde parmağını emmişti ve dışarı çıkışta yumruk göğüsle yada biberonla bağlantılı olmalıydı , böylece rahim içindeki ve dışındaki nesne ilişkileri arasında devamlılık sağlıyordu.

Kafada ciddi bası deneyimi ve aynı zamanda kafada ki basının geçişinin aşırı ürkütücülüğü ; başı tutulmadığında yeniden canlanmayı sürdürememesi

Bu analizde, doğum süreci esnasında etkilenen idrar işlevleri hakkında hala anlaşılmayan çok şey var.

Her taraftaki baskının (rahim içi hale ait ) , altta basıya (rahim dışı duruma ait ) yön değiştirmesi. Baskı , aşırı değilse , sevgi demektir. Bu yüzden doğumdan sonra yanlızca alt taraftan sevilmişti ve düzenli olarak çevrilmediği takdirde şaşırıyordu.

Burda eş ölçüde önemli bir düzine faktörü dışarda bırakmalıyım.

Giderek tekrar deneyimleme en kötü haline geldi. O noktaya yaklaştığımızda neredeyse başının ezilme kaygısı vardı. Bu ilk önce hastanın ezen mekanizma ile özdeşleşmesi ile kontrol altına alındı.Tehlikeli bir dönemdi, çünkü aktarım sürecinin dışında eyleme vurulursa, intihar demekti. Bu eyleme vurma aşamasında hasta ezilen parça veya orda ne varsa içinde var oluyordu ve tatmin hasta için kendiliğinin bir parçası olarak önemini kaybetmiş (zihin ve sahte psişeyi içeren) kafanın yıkımı ile geliyordu.

Sonunda hasta yok olmayı kabul etmek zorunda kaldı. Zaten geçici olarak zihnin karıştığı veya bilinçdışı bir dönemin pek çok belirtisine sahiptik ve sarsılmalı hareketler bebeklikte bir zamanda küçükte olsa bir uyum olduğunun muhtemel olduğunu ortaya koydu .Görünen o ki gerçek deneyimde hastanın ölüm olarak kabul edilene dek kendiliğin bir parçası haline gelmemiş olan bir bilinçlilik kaybı vardı. Bu gerçek olunca, ölüm kelimesi yanlış oldu ve hasta bunu önce ‘teslim olmak-' sonunda duruma uygun ‘bilmemek' kelimesi ile değiştirdi.

Vakanın tam tanımı için bir zaman bu hatlar çerçevesinde devam etmek isterdim fakat bu yada başka konuların gelişimi sonraki yayınlarda ele alınmalıdır. Bilmemeyi kabullenmek inanılmaz bir rahatlık sağladı.'Bilmek ‘ , ‘analist bilir ‘ e dönüştü ki bu büyük ölçüde ‘ o hastanın ihtiyaçlarına etkin uyum içinde davranıra' a güvenerek davranmaktır. Hastanın tüm hayatı oradan yaşadığı yanlış yerleşim yeri (kafanın içinde ) olmuş olan zihinsel işlev etrafında kurulmuştu ve ona aslında haklı olduğu biçimde yanlış görünen hayatı bu zihinsel işleyişten gelişmişti.

Belki bu klinik örnek şunu söylediğimde ne kastettiğimi anlatır : Bu analizden doğum esnasındaki zamana ait çevresel zorlantılara tepkilerin kataloglandırılmasının tam ve bütün olduğu hissine kapıldım ; aslında bu kataloglamanın başarısına tek alternatifin tam bir başarısızlık, umutsuz zihin karışıklığı ve zihinsel kusur olduğunu hissettim. Her halükarda vaka ele aldığım konuyu hem detaylı hemde genel olarak tanımlamaktadır .

Yine Scott (1949 ) dan bir alıntı yapıyorum :

Benzer biçimde analizde bir hasta aklını , kendi bedeni, dünyası vs.vs olarak adlandırdığı herşeyden ayrı olarak bir ruhsal aygıta ihtiyaç duymayanılsamasını kaybetmek anlamında anlamında kaybederse , bu kayıp beden şemasının yüzey ve derinlik arasındaki bağlantılarının , sınır ve sağlamlığına bilinçli erişim ve bağlantıların kontrolünün kazanımının (beden-ruh ikileminin başladığı erken bir dönemde bırakmış olduğu hatıraları, algıları, imgeleri vs. Gibi) kaybına eşdeğerdir.

Pek seyrek olmayan bir biçimde ‘aklını kaybetmek ‘ korkusu ilk şikayeti olan hastada bu tür bir inançtan kurtulma ihtiyacı ve daha iyi bir inanca sahip olmak kısa zamanda belirginleşir.

Bu analizdeki bu bilmeme noktasında ‘ nefes almaya işaret eden karın hareketlerinin dışında oldukça sakin olarak görülen bir kuş hatırası ‘ortaya çıktı. Diğer bir ifadeyle , hasta 47 yaşında fizyolojik işlevselliğin genelde yaşam yerine geçtiği bir duruma erişti. Bunu ruhsal işleme takip edebilirdi. Bu fizyolojik işlevselliğin ruhsal işlenişi , çok kolaylıkla kendi başına bir şey ve psişenin yerleşebileceği yanlış bir yer olan olan zihinsel işleyişten oldukça farklıdır.

Doğal olarak bu hastaya bir göz atılabilir ve küçük bir kısım seçilse bile , bu kısmın yanlızca bir parçası tanımlanabilir. Yine de ben bilinçlilikteki boşluk meselesini biraz daha takip etmek istiyorum. Boşluğu daha ‘cüretkar' kelimelerle göründüğü haliyle; örneğin içinde tüm ölü ve ölmekte olan bedenlerin olduğu' bir kuyu dibi gibi tanımlamaya ihtiyaç duymuyorum. Şu anda yanlızca bu boşluğun aktarım durumuna ait yeniden deneyimleme süreci ile hasta tarafından bulunduğu bulunduğu en ilkel yollarla ilgiliyim. Hastanın yaşamı boyunca etkin biçimde reddedilen devamlılıktaki boşluk, şimdi acil olarak aranılan bir şey oldu. Bir kafanın kırılması ihtiyacı bulduk ve şiddetle kafayı bir yere vurmak bir bilinç yitimi yaratma girişiminin bir parçası olarak göründü. Böylesi zamanlarda hastada baş'ta yerleştirilmiş olan zihinsel süreçlerin yıkımı için acil bir ihtiyaç vardı. Bilmemek durumunun kabul edilebilmesinden önce bilinçlilikteki devamlılıktaki boşluğa erişme arzusunun tam olarak tanınmasına karşı olan bir dizi savunmalarla uğraşılması gerkiyordu. Bu çalışmanın doruğa eriştiği gün hasta Günlük tutmayı bıraktı. Bu günlük analiz boyunca tutulmuştu ve muhtemelen tüm analizini baştan bu yana yeniden kuracaktı. Hastanın bu günlükte belirtilmemiş olanı algılayabilmesi çok küçük bir olasılıktı. Günlüğün anlamı şimdi netleşmişti aslında gerilemenin tam dibindeyken gerçek kendiliğin başlaması için yeni bir şans ortya çıkana dek hiç yaşamamış olan gerçek kendiliğin bir resmi değildi -zihinsel aygıtnın bir yansıtmasıydı .

Bu bir kısım çalışmanın sonuçları, içinde ne zihnin vede ne zihinsel işlevselliğin olmadığı geçici bir safhaya yol açtı. Bedenin yanlızca nefes aldığı bir geçici evrenin varlığına gerek vardı. Bu şekilde hasta bilmeme durumunu kabul edebilir oldu, çünkü onu tutuyordum ve o herşeyi bırakıp , vazgeçip , birşey bilmediğinde kendi nefesimle bir süreklilik sağlıyordum ; ama onu tutup o ölmüş gibi kendi yaşam sürekliliğimi korusaydım, hiç bir işe yaramazdı. Kendi kısmımı işlemsel kılan , onun belinin nefes alırken kımıldadığını görüp duyabilmem (kuş gibi ) ve böylece onun canlı olduğunu bilmemdi.

Şimdi ona ait bir varlık olarak ilk defa bir psişesi, nefes alan bir bedeni ve ek olrak nefes almaya ve diğer fizyolojik işlevlere ait fantezi başlangıcı olabiliyordu .

Gözlemci olarak bizler elbette psişenin somayı zenginleştirmesine olanak veren zihinsel işleyişin tam-sağlam bir beyine bağlı olduğunu biliriz. Ama psişeyi hiç biryere hatta bağımlı olduğu beynin içine bile yerleştirmeyiz. Bu şekilde gerilemiş bu hasta için bu şeyler neticede önemli değildi. Sanırım o şimdi psişeyi somanın canlı olduğu herhangi bir yere yerleştirmeye hazır olurdu.

Bu hasta bu makalenin okunmasından bu yana ciddi bir ilerleme kaydetmiştir. Şimdi 1953 te tanımlamak için seçtiğim döneme dönüp bakmaya ve belli bir perspektiften görmeye imkanımız var. Yazmış olduğumu değiştirme ihtiyacı yok. Doğum sürecinin beden hatıralarının şiddetli zorlukları dışında , hastanın çok erken bir evreye gerilemesinin ve sonraki kendini gerçek hisseden gerçek bir bireyin varlığına doğru hareketinin yarattığı hiç bir önemli rahatsızlık yoktu.

KAFA' DA YERLEŞMİŞ ZİHİN

Şimdi vakayı tasvir etmeyi bırakıp zihnin başta yerleşimi meselesine dönüyorum. Söylemiş olduğum gibi beden kısımlarının ve işlevlerinin imgelemsel işlenmesinin yeri belli değildir. Ancak bedenin işlev gösterdiği şekle ait olduğu anlamda oldukça mantıklı yerleşimler de olabilir. Örneğin , beden birtakım maddeleri alır ve atar. Kişisel imgeleme deneyimin içsel dünyası bu yüzden şeylerin şemasına gelir ve paylaşılan gerçeklik bütünü düşünüldüğünde kişiliğin dışı gibidir. Bebeklerin resim çizememesine rağmen ben ilk aylarda bazı anlarda kendilerini bir daire ile tasvir edebilmeye muktedir olduklarını ( beceri yoksunluğu dışında ) düşünüyorum.Belki herşey yolunda gidiyorsa, bunu hemen doğumdan sonra başarabilirler ; her halde altı aylık bebeğin bu zamanlarda kendinin bir göstergesi olarak daire veya küreyi kullandığına dair bilgimiz var. Bu noktada Scott un beden şeması ve özellikle bizim mekan kadar zamana da gönderme yaptığımız hatırlatması o kadar aydınlatıcıdır ki. Benim anladığım şekilde beden şemasında zihin için hiç bir yer yoktur ve bu beden şemasına bir eleştiri değildir ; zihinin yerleştirilebilir bir olgu olduğu kavramının yanlışlığına dair bir yorumdur.

Kafanın neden ya zihnin içinde yerleştiği veya dışında bir yerde yerleştiği yer olduğunu düşünmeye çalışırken ,zihnin özgül çevresel tehditlere tepkileri etkin biçimde katalogladığı zaman olan doğum sırasında insan yavrusunun kafasının etkilenişini düşünmekten kendimi alıkoyamam.

Serebral işlevler popüler düşüncede insanlar tarafından kafa' da yerleştirilme eğilimindedir , ve bunun sonuçlarından biri üzerinde özel bir çalışmayı hak eder. Yakın zamanlara dek cerrahlar kafatası kemikleri tarafından baskılanmış olduğu varsayılan zihinsel kusurları olan bebeklerin kafataslarını onların beyinlerinin gelişimi için açmaya ikna edilebiliyorlardı . Zannediyorum kafatasının ilk çağlarda delinmesi, zihinsel hastalıklardan kurtuluş içindi; diğer bir ifadeyle zihinsel işlevleri düşmanları olmuş olan ve yanlış biçimde zihinsel işlevlerini kafaya yerleştirmiş olan kişilerin tedavisiydi. Zamanımızda merak uyandıran , belirli bir şekilde hasta olan biri tarafından düşman olarak , kafatası içindeki bir şey olarak hissedilmiş olanın , bir kez daha tıbbi bilimsel düşüncede beyin , zihinle denk olarak düşünülmüş olmasıdır . Lökotomi yapan bir cerrah , en başta hastanın istediği şeyi yapıyor gibi, görünebilir, ki bu hastayı psişe-soma nın düşmanı olmuş olan zihinden, zihinsel eylemden kurtarmaktır. Yine de , biz cerrahın ruh hastasının zihni yanlış olarak kafa da yerleştirmesine ve bunun sonucu olan zihinle beyini birbirine denkleştirmeye kendini kaptırdığını görebiliriz. İşini tamamladığında , işin ikinci kısmında başarısız olmuştur. Hasta psişe-soma' ya tehdit olan zihinsel eylemlerden kurtulmak istemektedir ama sonra da psişe-soma varlığına sahip olabilmek için tam işlev gösteren bir beyin dokusuna sahip olmak istemektedir. Geriye dönüşümsüz beyin değişimlerinin olduğu Lökotomi ameliyatı ile cerrah bunu imakansızlaştırır. Süreç hastaya ameliyatın ne ifade ettiği dışında işe yaramamıştır. Ancak bildiğimiz gibi bedensel deneyimin imgelemsel işlenişi , psişe veya tercih edenler için ruh , bildiğimiz gibi bozulmamış-dokunulmamış beyine bağlıdır. Kimsenin bilinçdışının böyle şeyler bilmesini beklemeyiz fakat sinirbilim cerrahının bir dereceye kadar entellektüel düşüncelerden etkilenmek zorunda olduğunu hissederiz.

Bu ifadeler çerçevesinde görebiliriz ki ‘psikosomatik hastalığın ‘ hedeflerinden biri psişeyi zihinden soma ile olan eski yakın bağlantıya doğru geri çekmektir. Tedavinin temel bir unsuru olsa da psikosomatik hastanın hipokondriyasını analiz etmek yeterli değildir. Kişi aynı zamanda somatik (bedensel ) rahatsızlığın psişenin zihin tarafından yoldan çıkartılmasına karşı bir eylemde bulunmasının olumlu yönünü görebilmelidir. Benzer biçimde , fizyoterapistlerin ve rahatlama terapistlerinin amacı da bu şekilde anlaşılabilir. Başarılı psikoterapistler olmak için ne yaptıklarını bilmek durumunda değildirler. Bu ilkelerin uygulanışına dair bir örnek , eğer kişinin hamile bir kadına tüm doğru yapması gereken şeyleri öğretmeye kalkarsa , yanlız onu endişelendirmekle kalmayıp fakat psişenin zihinsel süreçlere yerleşmesi eğilimini de besleyeceğidir. Diğer taraftan , iyi rahatlama yöntemleri annenin beden-bilinci kazanmasına yardım ettiği gibi o kişi bir ruh hastası olmadığı sürece ona bu yöntemler bir varlığın sürekliliğini sağlar ve bir psişe-soma olarak yaşamasına izin verir. Bu anne çocuk –doğurmayı deneyimleyecekse doğal bir anneliğin ilk basamağıdır ve temeldir.

Through Paediatrics to Psycho-Analysis : Collected Papers. Brunner & Mazel. Bölüm 3 , Makale 19 , 1949. 

ÖZET

1.Gerçek Kendilik, var olma sürekliliği, sağlıkta psişe-somanın büyümesi üzerine temellenir.

2.Zihinsel eylem psişe-somanın işlevlerinin özel bir halidir.

3.Bozulmamış beyin işlevselliği hem psişe varlığı hem de zihinsel etkinlikler için temeldir.

4.Bir zihin-kendilik için yerleşim yoktur ve zihin olarak adlandırılabilecek bir şey de yoktur.

5.Normal zihinsel işlev için 2 farklı temel verilebilir:

a-Çevresel zorlantıya minimum tepkiyi ve maksimum doğal (sürekli) kendilik gelişimini mümkün kılarak yeterince iyi bir çevrenin mükemmel bir (uyumlu) çevreye döndürülmesi ve

b-Doğum travması gibi zorlantıların daha sonraki gelişim basamaklarında özümsenmesi için kataloglandırılması

6.Psişe-soma gelişiminin evrensel olduğu ve karmaşıklıklarının doğuştan geldiği , buna karşılık zihinsel gelişimin erken çevresel faktörlerin niteliği, şansa bağlı doğum olgusu ve doğum sonrası bakım gibi gibi değişken faktörlere bağımlı olduğuna dikkat edilmelidir.

7.Psişe ve Soma ya karşı gelmek ve bu yüzden duygusal gelişime ve bireyin bedensel gelişimine karşı olmak mantıklıdır.Ama zihinsel ve fizikseli karşı karşıya koymak , bunlar aynı şeyler olmadığından mantıki değildir.Zihinsel olgular bireyin ‘kendiliğine' birşeyler ekleyen varlığın psişe-soma sürekliliğinin değişen önemde bir komplikasyonudur.

14 Aralık 1949 da ingiliz Psikoloji Cemiyeti Tıp Biriminde sunulmuş makaledir, Ekim 1953 te gözden geçirilmiştir. Brit.J.Med.Psychol.,Vol.XXVII, 1954 )

( Freud un obsesyonel nevrozu , 1909 )

Başka bir makalede daha bahsi geçen vaka (Bölüm XXII ,s.279-280 )

Günlük , bir zaman için , tekrar tutulmaya başlandı ama gevşek bir işlevle ve bir gün deneyimlerinden yararlanmak gibi olumlu bir amaç için...

 

Ender Herdurak Film Çalışmaları..

Image
 
"TRUMAN SHOW"
 
24 Mart 2010 Carsamba
20.45
Icgoru Psikoterapi Merkezi
 
Devamını oku...
 

Etkinlik Takvimi..

Şubat
OLGU/0-6 Yaş Çocuk Değerlendirme ve Aile Eğitimi Paket P...
Şubat 23, 2010 - Mart 24, 2010
Mart
PsiKe/ Fare Adam- Psikanaliz ve Psikopatoloji
Mart 15, 2010
IPD ve ICEPPD/ VII. Çocuk Psikanalizi Günleri: Okul Dönem...
Mart 19, 2010 - Mart 20, 2010
VII. Çocuk Psikanalizi Günleri
Mart 19, 2010 - Mart 20, 2010
3. Nöropsikiyatri Günleri
Mart 20, 2010 - Mart 21, 2010
Kognitif Terapi Kuram ve Uygulama
Mart 20, 2010
PsiKe/ Hanna Segal'de Yaratıcılık ve Simgesellik
Mart 20, 2010
PsiKe/ Yas ve Melankoli (1917), Manik Depresif Durumların...
Mart 22, 2010
PsiKe/ Vaka Çalışması- Psikanaliz ve Psikopatoloji
Mart 29, 2010
RPTD/ Klinikte Çocuk Çizimlerinin Kullanımı
Mart 30, 2010
Nisan
IPD/ Uluslararası Psikanaliz Birliği 100. Kuruluş Yıldönü...
Nisan 03, 2010
PsiKe/ Terapötik İşbirliği- Psikanaliz Ve Psikopatoloji
Nisan 05, 2010
PsiKe/ Bir Yanılsamanın Geleceği- Psikanaliz ve Sosyoloji
Nisan 12, 2010
16. Ulusal Psikoloji Kongresi
Nisan 16, 2010 - Nisan 18, 2010
Dr. Christine A. Padesky: Kognitif Davranışçı Terapi Eğit...
Nisan 17, 2010 - Nisan 18, 2010
PsiKe/ Totem ve Tabu, Musa ve Tek Tanrıcılık -Psikanaliz ...
Nisan 19, 2010
PsiKe/ Uygarlığın Huzursuzluğu- Psikanaliz ve Sosyoloji
Nisan 26, 2010
RPTD/ Ergenlikte Mazoşizm Sorunsalı
Nisan 27, 2010
Mayıs
PsiKe/ Vaka Çalışması- Psikanaliz ve Sosyoloji
Mayıs 25, 2010
RPTD/ Ruhsal Dünyanın İşleyişini Değerlendirmede Peri Mas...
Mayıs 25, 2010
PsiKe/Angela Mauss Hanke: Aşk Kaygısı ve Amazonlar
Mayıs 29, 2010
Haziran
17. Sosyal Psikiyatri Kongresi
Haziran 02, 2010 - Haziran 04, 2010
19. Anadolu Psikiyatri Günleri -önduyuru-
Haziran 16, 2010 - Haziran 18, 2010
Melanie Klein Trust Conference - 26 June 2010
Haziran 26, 2010
Temmuz
UMICH/ Summer Institute in Cultural Neuroscience
Temmuz 19, 2010 - Temmuz 29, 2010
Eylül
RPTD/ Bedensel bir Patoloji olarak FMF ve Ruhsal Örgütlenme
Eylül 28, 2010
Ekim
33. Uluslarası Kendilik Psikolojisi Kongresi
Ekim 21, 2010 - Ekim 23, 2010
RPTD/ Sınırda Bir Ergen ve Rorschach Testi
Ekim 26, 2010
Kasım
RPTD/ Çocukta Depresyon ve WÇZÖ-R (WISC-R)
Kasım 30, 2010
Aralık
RPTD/ Paranoya Vakasını Rorschach ile Yorumlama
Aralık 28, 2010
Takvim
Bütün hakları saklıdır. © icgoru.com, 2009