PSİKOZLAR VE ÇOCUK BAKIMIDonald Woods Winnicott Çeviri: Hande Özyıldırım Bu makalede, çocuklukta psikozun bir dereceye kadar yaygın olduğunu, ancak semptomlarının çocuk bakımının doğasında bulunan olağan zorluklarda gizlenerek kolaylıkla fark edilmediklerini göstermeye çalışacağım. Çevre, çocuğun duygusal gelişiminin çarpıklıklarını gizleyemediğinde veya bunlarla başa çıkamadığında, çocuk, hastalık mahiyeti kazanan savunmalı (defensive) bir hatta örgütlenir ve psikoz gelişir. Bu teori, erken bebeklik döneminde bebeğinin bakımıyla meşgul olan annenin kendi doğal tekniklerinin ruh sağlığının temelini oluşturduğunu varsayar. Ben, bebeğin duygusal gelişiminin erken evrelerinde yeterince iyi duygusal bir çevre olmadığında bebeğin kendi başına yerine getiremeyeceği şeylere kısaca değinmeye çalışacağım. Çocukluk psikozu iki ayrı metodla ele alınıp incelenebilir. Bunlardan birine göre, yetişkin psikiyatrisinde iyi bilinen bazı ruh hastalıkları kurumları, psikozu erken çocukluk yıllarında ve ergenlikten önce ortaya çıkışlarına göre açıklar. Creak (1952), psikozun bir tipini, garip davranış örüntüleriyle ve fiziksel işlevin ikincil bozukluklarının birlikte örgütlendiği bir içe dönüklüğün görülmesiyle açıklar. Bütün çocuk psikiyatrlarının ve pediatrların aşina olması gereken bir çocuk tipi tasviri yapar. Aynı şekilde melankolik durumları, manik depresif duygu salınımlarını, hipomanik tedirginliği ve çeşitli zihinsel karışıklıları anlamak ve çocukluktaki genel görünümleriyle izlemek mümkündür. Böyle bir malzemeyle araştırma yapmak verimli olabilir.Gelişmekte olan çocuğu, daha doğrusu bebeği düşünme alışkanlığına sahip bir pediatr olarak ben başka bir metottan bahsetmeyi seçiyorum. Bir pediatr için, bireyin gelişiminde bir süreklilik bulunur. Bu gelişim, ana rahmine düşüşle başlar; bebeklik ve erken çocukluk boyunca devam eder ve çocuğu kendi bebeğinin babası olabileceği yetişkin konuma kadar götürür. Çocuk bakımında hedef, sadece sağlıklı bir çocuk büyütmek değil aynı zamanda sağlıklı bir yetişkinin nihai gelişimine müsaade etmektir. Ben aslen burada bu durumun diğer yüzüyle, yani yetişkin sağlığının, bebeklik ve çocukluğun bütün evrelerinde temellenmesiyle ilgileniyorum. Bir pediatr her zaman çocuğun içsel gelişiminde de olduğu gibi süreklilik gerektiren çevresel faktörlerin tedrici olgunluklarının; bakım ve büyütme niteliklerinin ve bebeklerin buna olan bağımlılıklarının farkındadır. Bu yüzden bir pediatr, psikiyatriye önemli katkılarda bulunabilir. Bazı pediatrların çocuk gelişiminin sadece fiziksel yönüne yoğunlaşarak ruhsal yönünü ihmal etmeleriyle ilgili yapabileceğim pek bir şey yok; ancak psişenin fiziksel gelişimin üzerinde ne kadar büyük bir payı olduğunu kimse inkar edemez. Bu yazımda, ben öncelikle psişenin üzerinde duracağım; beden (soma) ile sadece ikincil olarak ilgileneceğim. Bir pediatr olarak belirtmem gerekir ki; ruh sağlığı erken gelişim tamamlanmadan kazanabilecek bir şey değildir. Ruh sağlığı, annenin bebeğinin bakımı ile meşguliyeti sırasında temellenir. “Kendini adama” (devotion) kelimesini duygusal anlamından arındırarak kullanırsak, anne eğer “kendini adamazsa” çocuğun her şeyden önce gelen mutlak ihtiyaçlarına duyarlı ve etkin bir uyum (adaptasyon) sağlayamaz. Bu kelime, “kendini adama” bize aynı zamanda annenin görevinde başarılı olmak için zeki olmaya ihtiyacı olmadığını da gösterir. Ruh sağlığı, kişisel duygusal büyümenin sürekliliğini mümkün kılan sürekli bir bakım ve özenin ürünüdür. Nevrozun çocuğun ailede bütün bir kişi olarak yer almaya başladığı zamanlarda yaşadığı erken kişiler arası ilişkilerden kaynaklandığı, artık kabul edilen genel bir görüştür. Diğer bir deyişle, bebeklik döneminin normal gelişimi varsayıldığında, nevrozun yokluğu ve sosyalizasyonun varlığı açısından bireyin sağlığı, çocuğun yürümeye başladığı yaşlarda ebeveynlerince şekillenir. Halbuki, çocuk, diğer bütünlüğünü tamamlamış kişilerle ilişkiye girebilecek bütünlüklü bir kişiye dönüşmeden önce ortaya çıkan, duygusal gelişimdeki çarpıklıkların psikotik olarak tanımlanabilecek ve adlandırılabilecek bozuklukları oluşturduğu varsayımı, hala kanıtlanmadığından geçerliliği hala tam olarak bilinmemektedir. Bu teori daha çok “bazı psikotik durumlar” için kabul görmektedir. Bu konuların çalışmalarında uzmanlaşan kişilere göre, ancak sütten kesilmenin anlamlı olduğu yaşa erişebilen sağlıklı bir bebeğin depresif olabilme kapasitesine (tepkisel bir depresyon veya duygu durum değişikliği gösterebilme açısından) ulaşabileceği oldukça açıktır. Depresyon, pişmanlık ve suçluluk duygularıyla birleşir. Ancak depresif duygu durumunda bilinçdışı duygulanım nispeten daha büyük bir oranda görülür. Zaman içerisinde iyileşmenin gerçekleşebilmesi için tasalanabilme, kederlenebilme ve kayıba karşı organize bir şekilde tepki gösterebilme kapasitesi sağlıklı büyümenin çok önemli gelişimsel bir evresidir. Sütten kesilmenin dikkatli bir şekilde gerçekleştirilmesi ve bunun 9-18 aylık bebeği idare etmede kullanılması bu kapasitenin gelişmesini mümkün kılar. Bu makalede bu konu hakkında yapılan çalışmalara, özellikle şimdiye kadar çeşitli depresyon türlerinde ve manik depresif bozukluklarda görülen psikoz çalışmalarına atıfta bulunmaktan daha fazla bir şey söylemek pek mümkün değildir. Bu konular, Freud'un yas ve Melankoli (1917) makalesiyle anlaşılmaya başlanmış ve Abraham (1924), Klein (1934) ve Rickman (1928) gibi isimler tarafından geliştirilmiştir. Klein'ın teorisinin genişletilmiş hali bazı paranoid örgütlenme tiplerinin kökenlerini kapsamaktadır. Duygusal gelişimde depresif pozisyona sağlıklı erişim (Klein) bir önceki pozisyonun sağlıklı bir şekilde tamamlanmasını gerektirmektedir. Ben bu makalede en erken ve en ilkel evrelere atıfta bulunmak istiyorum. Yanılsamanın kırılması (disillusionment- hayal kırıklığı) sütten kesilmenin hemen ardında genişçe bir konu olarak durmaktadır. Sütten kesilme başarılı bir beslenmenin, yanılsamanın kırılması (disillusionment) ise başarılı bir yanılsama imkanının sağlanabildiğinin göstergesidir.
Duygusal gelişimin ilksel (primitive) evreleri Konunun zorluğundan dolayı söyleyeceğim çoğu şeyin oldukça tartışmalı olduğunun farkındayım. Buna rağmen, şizoid ve şizofreni durumlarının olasılığının zayıflığını kastederek ruh sağlığının temelinin, bebeğin dış gerçeklikle tedricen tanıştığı en erken evrelere dayanması ihtimalini araştırmak gerekir. Bu makalede gerek kendimin gerek diğerlerinin analitik ve klinik çalışmalarında tamamen doğrulanmamış hiçbir şeyden bahsetmeyeceğim. Psikanaliz tedavisinde, ister küçük çocukların ister regresif (gerilemeli) yetişkinlerin ya da her yaştan psikotiklerin veya geçici ve anlık gerileme gösteren görece normal yetişkinlerin analizinde duygusal gelişimin erken evrelerinin aydınlığa kavuşması esastır. Psikanalitik çatının altında sonsuz çeşitlilikte deneyim imkanı bulunur. Eğer bu çeşitli analizlerden ortak etmenler elde edilebilirse daha kesin iddialarda bulunabiliriz. Aynı zamanda direk gözlem alanında da bulunan çeşitli çalışma şekilleri ve Freud & Burlingham (1942), Bowlby (1951) ve Spitz ‘in (1945,1950) yayınlaşmış çalışmaları özenle incelenmelidir. Birey, başlangıçta bir birim (unit) özelliğine sahip değildir. Birim (unit) dışardan da algılanabileceği gibi bir “çevre –birey yapılanmasıdır (environment-individual set- up). Dışardan bir gözlemci bireysel psişenin (individual psyche) ancak belirli ve kararlı bir ortamda oluşabileceğini bilir. Bu ortamda, birey kişisel çevresini tedricen yaratmaya başlar <!--[if !supportFootnotes]--> [2] <!--[endif]--> . Eğer her şey yolunda giderse, bireyin yarattığı bu çevre, genel anlamda yeterli sayılabilecek bir çevreye dönüşür. Böylece, bireyin gelişim sürecinde bağımlılıktan bağımsızlığa (dependence to independence) geçtiği evre başlar. Psikoza göre ruh sağlığının esas olarak yerleşmesi bu oldukça hassas gelişimsel dönemin başarısıdır. Bu makalede bu oldukça zor olan dönemi irdelemeye çalışacağım. Bu yüzden “ Psikoz çocuklukta veya bebeklikte yaygın bir olgu mudur seyrek bir olgu mudur?” gibi acemice bir sorudan uzak duruyorum. Ben, bunun yerine daha çok, yetişkinlikte görülen şizofrenide, genel şizoid durumlarda, zihinsel kafa karışıklığı ve bütünleşememeye/dağılmaya (un-integration) karşı örgütlenmiş savunmalarda görülen olgunun duygusal gelişimin en erken ve ilkel evrelerinde görülen olguyla nasıl tıpatıp aynı olduğunu göstermeye çalışacağım. Aslında herhangi bir yaştaki şizoid bir bireyin ayrıntılı incelemesi, o bireyin çevre-birey yapılanmasının oluştuğu evrede başlayan ve ilerleyen erken gelişiminin ayrıntılı incelemesine dönüşür. Bu yüzden gecikmeleri ve çarpıklıları da içerecek şekilde erken psişe-beden gelişiminin tüm prosedürünü araştırma görevini üstleniyorum. 9. ve 10. Şekiller, özellikle çok erken evrelerde bireyin etkilendiği çevresel eğilimleri göstermektedir. Figür 9, çevrenin çocuğun ihtiyaçlarına etkin uyumunun, çocuğun rahatsız edilmediği (undisturbed) bir yalıtımda (izolasyonda) var olabilmesini nasıl mümkün kıldığını göstermektedir. Bu durumda çocuk, bilgisi olmadan spontane hareketlerde bulunarak kendilik hissini kaybetmeden çevreyi keşfetmektedir. Figür 10 çocuğun ihtiyaçlarına gösterilen hatalı uyumun çocuğun sınırlarını nasıl çiğnediğini (impingement) ve bireyin bu dayatmaya/ihlale (impingement) nasıl tepki vermek durumunda kaldığını göstermektedir. Bu durumda kendilik hissi kaybedilmekte ve ancak yalıtıma (izolasyona) geri dönüşle tekrar kazanılabilmektedir (burada zaman faktörünün yani bir sürecin işin içine dahil olduğunu not etmekte fayda var). Bu basit ifade oldukça karışık konuların açıklığa kavuşturulmasında kullanılabilir. İkinci deneyim, yani yeterince iyi ve etkin bir çevresel uyum sağlayan bir çevrenin olmaması çevre-birey yapılanmasının (environment-individual set-up) psikotik bir bozulmaya uğramasına neden olur. Böyle bir durumda, ilişkiler kendilik hissinin kaybına neden olur ve kendilik hissi ancak izolasyona geri dönüşle tekrar kazanılabilir. Ancak izolasyon git gide saflığını kaybeder ve çocuk çevrenin onu çiğnemesinin (impingement of the environment) inkarıyla gittikçe daha defansif (savunmalı) bir örgütlenme geliştirir. Böyle bir bozuklukla çalışırken terapi çocuğa etkin uyumu sağlamalı, tedricen bu süreçlere gereken uyumu oluşturmalıdır. Şekil 11, teorik açıdan ilk beslemeyi (theoritical first feed) göstermektedir. İhtiyacından doğan yaratıcı potansiyel, bireyi halüsinasyona hazırlar. Annenin sevgisi ve bebeğiyle yakın özdeşimi, çocuğunun ihtiyaçlarını az çok doğru zamanda, yeterli derecede ve doğru yerde fark etmesini sağlar. Bu tekrarlandıkça çocuğun yanılsamayı kullanabilme becerisi gelişmeye başlar. 8-10-12 aylık bebeklerin avunmak ve yatışmak için kullandıkları parmak veya battaniye kenarı veya oyuncak bebek (fetiş nesnesi, Wulf (1946) yanılsama kelimesinin yerine koyulduğunda geçiş nesnesi (şekil 12) olarak açıkladığım terim anlaşılabilir.
Şekil 9 Şekil 10
(a) (a) Yalıtılmış (izolasyonda) birey <!--[if !vml]-->
(b) (b) Hareketlerle çevreyi keşfeder <!--[if !vml]--> tepkisel bir cevaba neden olur
(c) (c) Sonra çevrenin etkisi <!--[if !vml]--> (impingement)kabul edilir
Şekil 11 Şekil 12
Teorik ilk besleme Yanılsamanın pozitif değeri İlk mülkiyet = geçiş nesnesi
<!--[if !vml]-->
Şekil 13 deki diyagram; bebeklikte, algılanan gerçekliğin bir parçası olarak kabul edilen veya bebek tarafından yaratılmış olması bakımından karşı konulmaz bir alan olarak kabul gören yanılsama ara alanını göstermektedir. Bu yanılsamaya (deliliğe-madness) izin verilirse, çocuğun tedricen öznel ve nesnel arasındaki ayrımı yapabilmesi beklenir. Biz yetişkinler ise gerçeklik sınaması ve gerçeklik kabulü esnasında ihtiyacımız olan anlar (off-moments) için sanatı ve dini kullanırız.
Eğer birey, bu ara alana özel bir düşkünlük (special indulgence) gösteriyorsa psikozu görebiliriz. Eğe bu kişi bir yetişkinse onun için deli lakabını kullanırız. Çocuklarda da ise insan doğasının olağan hallerinden psikotik zorluklara doğru tedrici bir geçiş olduğunu gözlemleyebiliriz. Bu psikotik hastalıklar burada sadece abartılı durumları temsil eder ve ruh sağlığı ile delilik arasındaki herhangi bir farkı ima etmez.
Şekil 14 ise bir önceki diyagramın nasıl özenle geliştirilebileceğini göstermektedir.
Şekil 15 çevre-birey yapılanmasında, çevrenin etkin uyum başarısızlığının temel bir yarılma eğilimini oluşturmaya başladığını göstermektedir.
Şekil 13 Birincil delilik (primary madness) Şekil 14 Şekil 13'ün elaborasyonu ala alanı <!--[if !vml]-->
Şekil 15 Kişilikte temel yarılma <!--[if !vml]-->
Mahrem içsel yaşam, yarılmanın en uç örneklerinde, dış gerçeklikten kendine çok az şey katabilir. İki taraf da birbiriyle iletişime giremez.
Bu erken evrede, yarılma eğilimi çok fazla olduğunda birey, sahte bir yaşamın içine doğru çekilme tehlikesiyle karşı karşıya kalır ve içgüdüler bu baştan çıkarıcı çevrenin tarafına geçerler. En kötü ihtimalle (mesela fiziksel sağlığa yaptığı vurgu ve psişenin ihtiyaçlarının inkarıyla) pediatrinin içgüdüler tarafından ihanete uğrayan insan doğasının organize bir sömürüsü olduğu söylenebilir Bu tip bir baştan çıkarma dikkatsiz bir gözlemcinin yeterli bulabileceği sahte bir kendiliğin gelişimine neden olabilir. Şizofreni kuluçkada beklese de eninde sonunda dikkati çeker. Görünüşte uyum temelinde oluşan sahte kendilik psikotik bir çevredeki psödö olgunluğun dışında bağımsız bir olgunluğa erişemez.
Anne en başta uyum işlevine biyolojik olarak sahip olsa bile çocuğun ihtiyaçlarına uyum asla tam olarak tamamlanamaz. Çocuk tedricen gelişen entelektüel süreçleri sayesinde bu tamamlanmış ve tamamlanmamış uyum işlevlerinin arasındaki boşluğu doldurmaya çalışır. Bu süreçler sayesinde çevrenin hatalarına karşı önlem alabilir ve tolerans geliştirebilir ve hatta bu hataları öngörebilir. Çocuğun entelektüel kavrayışı, yeterince iyi olmayan çevre uyumunu yeterince iyi bir uyuma dönüştürür. Doğal olarak bu süreçte çevre istikrarlı bir şekilde davranmaya devam edebilirse birey çok daha iyi bir şekilde başa çıkabilir. Aksi takdirde karasız ve değişken bir şekilde sağlanan uyum kestirilemez olduğundan travmatik bir etki yaratabilir ve duyarlı bir şekilde sağlanmış olan uyum işlevinin iyi etkilerini de ortadan kaldırır. Beyin dokusunun niteliğinin zayıflığına bağlı olarak sınırlı bir entelektüel kapasiteye sahip olan çocuğun yeterince iyi olmayan çevresel uyumu yeterince iyi bir çevresel uyuma dönüştürme kapasitesi düşüktür. Bu yüzden normal popülasyona kıyasla özürlü/engelli (defective) popülasyonda bazı psikozlar daha yaygındır. Ender beyin-dokusu kabiliyetleri; çocuğun, ihtiyacına sağlanan uyumun yetersizliğine karşı önlem almasını sağlayabilir. Ancak böyle bir durumda da, klinik açıdan potansiyel bir şizofrenik bozulmayla ilgili olarak, entelektüel süreçlerde hipertrofi (çoğalma/artış) gözlenir. Bu yüzden zihinsel etkinlikte bozulmalar görülebilir. Zihinsel aktivitenin ve psikozların temelleri hakkında söylenebileceklerin bunlarla sınırlı olduğunu iddia etmiyorum ancak zihinsel aktivitenin nasıl psişenin düşmanı haline gelebileceğini göstererek bu soruna bakmanın faydalı olduğunu düşünüyorum.
Şekil 16 ve 17, bebeğin bakış açısından baktığımızda, kişiliğin en başta tam bir bütün olmadığına dikkati çekmektedir. Psişenin bütünlüğü çeşitli yollarla oluşmaktadır. Bu süreç başlarda anlık zaman dilimlerinde daha sonraları ise uzun ve değişken zaman dilimlerinde gerçekleşmektedir. (16c) (Glover, 1932).
Diğer önemli bir gelişim sayılabilecek, psişenin bedene yerleşimini gösteren bir diyagram göstermeye ihtiyaç duymuyorum. Bu süreç, oldukça erken dönemde başlar ve tedricen süreklik kazanır. Yine de (psişenin bedenin içine yerleşmesi hissi) duygusal gelişimin diğer evrelerinde yaşanan yorgunluk, uykusuzluk ve kaygılara bağlı olarak kaybolabilir. Şekil 16 Şekil 17 Ego çekirdeğinin örgütlenmesi Bütünleşme <!--[if !vml]--> Bu bağlamda Humpty Dumpty (rafadan kafa) örneğini gösterebilirim. Humpty Dumpty, çevre-birey yapılanmasından çıkarak bütün bir varlık haline gelebileceği bütünleşmeyi daha yeni kazanmıştır. Bir duvarın üstüne tüner. Artık çevre tarafından kollanmamaktadır. Duygusal gelişiminin hassas bir pozisyonunda olduğundan geri dönüşümü olmayacak bir çözülme (disintegration) eğilimi içerisindedir.
Şekil 17, birey için tehlikeli olabilecek anları parça parça bir araya toplama anlarını göstermektedir. Bütün bir çevre-birey yapılanması açısından, bütünleşme (integration) aktivitesi ham bir birey, potansiyel bir paranoyak oluşturur. Bu esnada, sağlıklı sıradan bir gelişimi düşünürsek, annenin fiziksel ve psikolojik açıdan sevgi dolu bakımı, bebeği tutuşu, anlayış ve empatiyle duyarlı uyumu sağlayabilmesi dış dünyadaki rahatsız edici/baskıcı (persecutor) etkenleri nötralize ederek bireyin birincil izolasyonunu (yalıtımını) mümkün kılar. Bu noktada, çevrenin yetersizliği, bireyin yola paranoid bir potansiyelle başlamasına neden olur. Bu olgunun klinik açıdan bu kadar erken ve bu kadar net görülüyor olması bu durumu (süt çocuğu psikolojisini bilmeden) kalıtımsal olarak açıklayanları affetmemizi sağlar <!--[if !supportFootnotes]--> [3] <!--[endif]--> . Yaşamın bu erken döneminde, çocuk paranoid evrenin sıkıntılı kaygılarına karşı savunmadayken, bir çok değişik adla anılan (savunmacı patolojik içedönüklük gibi) bu evrelerin düzenli bir yapıya sahip olduğundan söz edilemez. Bebek tam olarak düzenlenmemiş iç dünyasında yaşar. Birim statüsü (unit-status) daha kazanılmadığından, dış dünyanın zulmü (persecution) köşeye sıkıştırılır. Bu tip bir çocukla ilişkide, çocuğun yaşadığı iç dünyanın içinde ve dışında dolanılabilir. İçindeyken, tek güçlü bir merkez noktadan olmasa da, az ya da çok tümgüçlü bir kontrole maruz kalınır. Burası insanın kendisini deli hissedebileceği sihirli bir dünya gibidir. Bu tip psikotik çocuklarla çalışanlar, bu sihirli dünyada yer alabilmek için orada ne kadar deli olmamız gerektiğini ve herhangi bir terapötik etki sağlayabilmek için orada ne kadar uzun zaman geçirmemiz gerektiğini bilir.
Bu kadar karışık bir durumun basit ve tatmin edici bir diyagramını yapmak oldukça zor. Şekil 18, sağlıklı bir çocuğun, oyun esnasındaki sıradan meşguliyetinin oldukça abartılı bir çizimidir. Bu durum, sağlıklı oyundan ancak oyunun başının ve sonunun olmamasıyla, büyüsel kontrolün derecesiyle, oyun materyalinin tek bir örüntü halinde düzenlenememesiyle ve çocuğun yorulmak bilmezliğiyle ayırt edilebilir. Şekil 18 Şizoid Evre B. = Baskı unsurları/uyaranları (persecutors) T. = Psikoterapist <!--[if !vml]--> Sonuç
Bu bölümde tartışılan konular, bebek bakımının ve yetişkin psikiyatrisinin ortak zeminini oluşturur. Daha detaylı bir incelemede; depresif pozisyona, merak duygusuna (sense of concern), suçluluk hissedebilme becerisinin temellerine ve gerginlik ve sıkıntılarla dolu içsel dünyanın bireyin oluşumuna katkısına değinmek gerekir. Bunların hepsini şimdilik dışarıda bırakmak zorunda kaldım. Ben, bu bölümde bebek bakımı teorisinin, bizi psikiyatrik bozuklukların ve ruh sağlığının teorileriyle aynı zemine getirdiğini göstermeye çalıştım. Ruh sağlığı, bebeğin ana rahmine düşüşten itibaren annenin sahip olduğu özel yönelimiyle bebeğine sağladığı doğal bakımda temellenir. Çevre-birey yapılanmasının erken gelişim evrelerinde yer alan gecikmeler, çarpıklıklar, gerilemeler ve karışıklıklar, ruh sağlığının psikotik nitelikte bir bozulmaya uğramasına sebep olur. Ruh sağlığındaki bu bozulmalar (mental ill-health), insanın yaradılışında sezdirmeden var olan ve çocuk bakımına rengini veren tabii zorluklardan doğar. Bu yüzden, psikoza karşı önkoruma geliştirme pediatristlerin sorumluluğudur, ama bunu gerçekten biliyorlar mı acaba. 1Kraliyet Tıp Cemiyeti Psikiyatri Bölümü'nde Mart 1952'de okunan bir konferans metninden alınmıştır. 2Benim görüşüme göre Scott (1949) tarafından öne sürülen beden şeması kavramı burada bahsedilen çevre-birey yapılanması olarak adlandırılan birimi (unit) değil sadece bireyi kapsamaktadır 3Melanie Klein, duygusal gelişimde paranoid bir pozisyon olduğunu varsaymıştır. Klein'ın tarif ettiği şeyle ilişkili olabileceğine inandığım bulgularımı anlattım. |

<!--[endif]--> Birincil İzolasyon <!--[if !vml]-->
<!--[endif]-->
<!--[endif]--> Çevrenin çiğnemesi
<!--[endif]-->
<!--[endif]--> İzolasyona dönüş <!--[if !vml]-->
<!--[endif]-->
<!--[endif]--> <!--[if !vml]-->
<!--[endif]-->
<!--[endif]--> <!--[if !vml]-->
<!--[endif]-->
<!--[endif]-->
<!--[endif]-->
<!--[endif]--> 